25 Mayıs 2010 Salı

Kazanmak

İlk vazife bir şey kazanmak, ikincisi bir şey kazandıktan sonra onu unutmaktır, aksi halde bir yük haline gelir.

Schopenhauer, Hayatın Anlamı

20 Mayıs 2010 Perşembe

Maddecik

Nelere bulaştığımı anlamam sanırım zaman aldı. Bulaştığım bu pisliklerin yarattığı baş ağrılarından kurtulmak ta ayrı bir vakit kaybı olacak benim için. Ne hissettiğimi soran yok. Ne istediğimi soran yok. Bu hayat, yalnız bireyler olma hayatı. Bizler kendimizi oluşturan ve sürekli çoğalan ve ölen hücrelerimizle uyumlu olmak zorundayız.

Bütün evren ve bu evrenin içinde bulunduğu evrenler topluluğu ve hepsi birden neyin içindeyse artık, birbirini takip eden ve etkileyen ve boyutları gittikçe küçülen maddeler topluluğu. Yıldızlar etrafında dönen gezegenlerden, protonlar etrafında dönene elektronlara ve hatta çok daha ufaklarına.

Buralardan hayatın anlamını çıkartmak yersiz. Zaten hayatın anlamını çıkartmak yersiz. En iyisi gerektiğinde yalnız kalabilmek. Daha derin düşünebilmek. Daha derin düşündükçe yaşadığımız bu hayatı anlamaya kalkmadan hayret verici güzelliklerini farkedebiliriz.

Farkedince ne olacak derseniz. Aslında demenize gerek olmamasını dilerdim. Hayatı coşkunlukla mı yoksa dinginlikle mi yaşamak istersiniz? İnançlı mı yoksa inançsız mısınız? Ne farkeder. Hepimiz birer kopyayız aslında. Genetik kodlardan ve yaşadıklarımızdan ibaretiz. O genetik kodlarda alt tarafı protein zerrecikleri. Onlarda hep aynı proton ve nötronlar ve elektronlardan oluşuyorlar. Hayatın anlamak isterseniz eğer, en ufaklara bakın. Hepsi aynı, bizi yapan temel maddecikler ve belki onların da daha küçükleri. Arada belli bir fark var. Farklı dizilmeleri. Hayat dediğimiz şey budur. Maddenin değişik bir araya gelişlerine verilen isim. Maddenin değişik bir araya gelişlerindeki süreçleri de, zamanı oluşturmakta.

Sihir, ilahi güç, şans, ilüzyon ... ne derseniz deyin. Sadece düşünün. Bir araya gelmiş maddeler bütünü olarak neler yapabildiğinize şaşırın.