Doğduğum evdeyim. Kendi çocuğuma, bilemediğim borçlarımla, herşeyimi kaybettiğimi kendime bile itiraf edemeden.
Yazıyor musun bunları, yine mi yorgunsun, ne kadar kahve içebilirsin?
Hey, sen, kendini ne zannediyorsun, bu kadar soru nereden geliyor, nasıl bu kadar akıllısın, neden belli etmiyorsun?
Eline mutlu bir yüz çiz. Sev onu. Sonra kendini sev. Sonra belgeselleri sev. Doğduğuna şükret. Babanın spermi ile yumurtasının birleşmesinden oluşan sen. Ne kadar ilginç. HEY! Sen aslında iki ayrı canlının birleşimi değil misin?
İçeride yatan eşin koltukta, televizyonun tüm büyüsü altında ve katıl ona, yitir kendini, ez benliğini, ufalt beynini. Düşünme sakın. Sarıl ona sımsıkı ve arkadan reklam müziği gelsin. Reklam bitsin ve ayrılın. Sonra, reklamlar başlayınca yeniden birbirinizi hatırlayın. O, orda yalnız kalmasın. Sen de onu yalnız bırakma. Yarın yine zor ve yarını yine unutman gerek. Uyumak için seviyesiz dizileri ve kafa karıştıran belgeselleri izlemelisin. Bitirmelisin geceyi. Onca yıldız dans ederken ve ay kayarken gökyüzünde, sen kurgularda kaybolmalı ve düşünmemelisin. Ya da düşündüğün tek şey kaygıların olmalı. Emdirmelisin kaygılarını, ezdirmelisin kendini, öldürmelisin kimyasallarla, unutmalısın kendini, toprağa bile basmadan ölmelisin, yağmurda ıslanmadan, açık havada uyumadan, ot içmeden, sarhoş olmadan, aşık olmadan ve düşünmeden.
5 Mayıs 2011 Perşembe
5 Ocak 2011 Çarşamba
Krallığım
Peki kimim ben? Bankta oturan yaşlı kadın mı? Parktaki kuşları kovalayan küçük kız belkide. Yok, olmaz o çok ufak. Peki ya annesi olabilir miyim? Oldukça seksi, dolgun kalçası, son zamanların modası olan tayt üzeri uzun deri çizme giymiş. Dudakları kalın, gözleri ela, saçları düz, uzun. Gerçek bir esmer güzeli. Bu kadar beğendiğime göre, parkın diğer yanında, kuşların demin ki ufak kızdan kaçıp su içmeye geldikleri dandik süs havuzunun önündeki uzun boylu adam olabilir miyim? Kısa duvara yaslanmış, geleceğini baştan yaratan bu ufak kızı bakıyor. Havalanan kuşların ardından kız, uzun boylu adamın önünde durup ‘Baba, niye yakalamadın kuşları?’ diye soruyor. Babası eğilip kızını yakaladığı gibi göklere çıkarıyor. En tepede ‘Yakaladım işte!’ diyerek güldürüyor kızını. Hafif bir tebessüm beliriyor dudaklarımda. Kıskanıyorum bu uzun boyluyu. Ama kız değil, annesi yüzünden. Öfke değil hissettiklerim, daha çok eziklik. Bir insanın gönlüne girememeyi nasıl kaldırabilirim ki? Gerçek başarısızlıktır bir kadını elde edememek. Seni, sen olduğun için terk eder ve yetmezmiş gibi ...
Soğuk bir pazar sabahı, kahvaltılık almak için parkın yanından geçen ben, bu görüntü karşısında, arkasına saklanarak izlediğim koca çınar ağacı olmak isterdim. Kütük gibi kış uykusuna yatan ve bahar da yeniden uyanan tabiatın ta kendisi.
Kuş sesleri beynimde, kafam güzel. Masum bir kahvaltılık değil benimkisi. Hiç bir zaman da masum olmadı. Ezikliğime zayıflığı da ekleyip altın bir vuruş yapma zamanı. Daha derin ve daha güzel düşlere doğru. Krallığıma doğru.
Soğuk bir pazar sabahı, kahvaltılık almak için parkın yanından geçen ben, bu görüntü karşısında, arkasına saklanarak izlediğim koca çınar ağacı olmak isterdim. Kütük gibi kış uykusuna yatan ve bahar da yeniden uyanan tabiatın ta kendisi.
Kuş sesleri beynimde, kafam güzel. Masum bir kahvaltılık değil benimkisi. Hiç bir zaman da masum olmadı. Ezikliğime zayıflığı da ekleyip altın bir vuruş yapma zamanı. Daha derin ve daha güzel düşlere doğru. Krallığıma doğru.
4 Ocak 2011 Salı
Boyut
Gökyüzünden gelen tüm ışıklar, az da olsalar maddeydiler sonuçta. Tüm maddelerin eninde sonunda başına geldiği gibi, ışık ta yok oldu ve karanlığın bile madde olduğu iddia edildiği günümüzde, bu yeni yok olmaya verilmesi gereken yeni bir isim uyduruldu. Boyut değiştirmeydi bu yeni ismin adı. İnsan oğlunun kendini aştığı zamanlarda, mantığının ona dikte ettirdiği bir sonuç bu. İster ruhani olsun ister kuantum fiziği. Aşılması gerekilen 4 boyutlu bir uzayda sıkışmış durumdayız. Milyarlarca galaksinin bulunduğu kendi evrenimiz o kadar büyük ki, biz bu büyüklüğü algılamak için kendimizi bir üst boyutlara layık görüyoruz. Evet bunları da bilmekte fayda var. Ama sonuçta, artık ağaçlarda yaprak kalmadığı bu kış günlerinde, mucizevi bir şekilde, aileme yeni bir boyut katıyorum. İster ruhani olsun ister kuantum fiziği, bu bir kız.
27 Ekim 2010 Çarşamba
Anlat
Yazar ders vermez. Direkt anlatmaz. Ben hayatın anlatıcısıyım. Ben kimseye ders vermek için gelmedim. Aklımı yitirmemek için yazmaktayım. Hey kardeş, sana diyorum. Gerçek muhabbete içiyorum. Dolusun biliyorum. Anlat haydi, dinlemeyeceğim ama, sen yine de anlat. Anlat ki kendini bulasın. Bul ki, beraber susabilelim ve şarap tadlansın, cigara katlansın.
Tad
Şarabın tadını o zaman aldım
Yalnız kaldığım an, gerçekten.
Siz dünya insanları ne anlarsınız
Güzel bir kadın sesi, iyi caz.
Sevdiklerimle bilrikte, konuşmadan
Onlar kendilerini güvende hissederken
Umursamıyorsan hiçbirini ,yaşanır hayat.
İşte o zaman ki tad, gerçek tad.
Yalnız kaldığım an, gerçekten.
Siz dünya insanları ne anlarsınız
Güzel bir kadın sesi, iyi caz.
Sevdiklerimle bilrikte, konuşmadan
Onlar kendilerini güvende hissederken
Umursamıyorsan hiçbirini ,yaşanır hayat.
İşte o zaman ki tad, gerçek tad.
21 Eylül 2010 Salı
Avcı
Nisan sonlarında ya da sonbahar başıydı. Yaprakların yeni yeni sararıp döküldüğü veya tomurcuklanıp yeşillendiği dönemde, kaslarımda tatlı bir yorgunluk. İşe yaramışlık hissini tüm vücuduma yayan huzur. Sağ bileğimdeki ağrı, işe yaramışlığın ötesinde kahramanlık aşılıyor. Eve gidince bileğini bandajlayacağı için çok mutluydum. Sağ omuzumda hiç geçmeyen bir ağrı daha var. Yan pozisyonda uyumaktan ve otobüslerdeki klima şımarıklığından dolayı kronikleşen bir ağrı. Çok rahatsız olduğumda germe hareketlerinden çıkan çatırtılar tek artısı. Sıcak suyu uzun uzun tuttuğumda, gevşediği hissetsem de çok kısadır kendisi.
Son otobüsten inip te evime doğru giden kaldırıma geçerken hoş bir kadın geçti yanımdan. Baştan aşağı kalite. Hoş kokular salan afrodizyak yabani bitki gibiydi. Dalgalı uzun saçlarının ucundaki sersemletici oklarıyla paralı erkeklerden beslenen yalancı kariyer kadınıydı. Lüks bir restoranda, güzel bir yemek sonrası göz göze bakışların en yakın yatağa çektiği anları akla getirirdi her seferinde.
Eve yaklaştıkça karımın parfümünün bittiği ve çizmelerinin eskidiği aklıma geldi. Ayrıca işe giyecek yeterli kıyafeti yoktu. Yeni bir yemek masası almaları gerekiyordu ve mutfak dolapları asla yetmeyecekti. Aidat gecikmişti yine ve buzdolabı bomboştu. Daha ayın onbeşiydi ve tatile çıkmak icap ediyordu.
Koltuğuma uzanıp, sıcak duş sonrası bandajlı bacağımla baş başa kalmak istiyordum. Ama sorunlardan kaçamazdım. Önce nazikçe, belki biraz sevgi dolu temaslarla dile gelecekti eksikler. Çok ilgili görünecektim başta, ama giderek televizyona kilitlenecektim ve yavaş yavaş sonu gelemeyen tartışmalara dönüşecekti durum.
Duştan sonra slip don ve bacağımda sarılı büyük ve eski bir bandajla aynanın önüne geçtim. Formdaydım. Yaralı bir avcı gibiydim. Ağrıyan yerlerimi bir kez daha beynimden geçirdim. Bereketli bir av dönüşü, yaralarımı saran kadınıma ganimetleri bırakıp kabiledeki diğer erkeklerle kutlamaya katılacaktım. Ağaç kavuklarından gelen tek düze tınılar eşliğinde yatak odasından çıktım. Salona kadar yürüyecektim. İnsanlık adına büyük bir yürüyüş.
Son otobüsten inip te evime doğru giden kaldırıma geçerken hoş bir kadın geçti yanımdan. Baştan aşağı kalite. Hoş kokular salan afrodizyak yabani bitki gibiydi. Dalgalı uzun saçlarının ucundaki sersemletici oklarıyla paralı erkeklerden beslenen yalancı kariyer kadınıydı. Lüks bir restoranda, güzel bir yemek sonrası göz göze bakışların en yakın yatağa çektiği anları akla getirirdi her seferinde.
Eve yaklaştıkça karımın parfümünün bittiği ve çizmelerinin eskidiği aklıma geldi. Ayrıca işe giyecek yeterli kıyafeti yoktu. Yeni bir yemek masası almaları gerekiyordu ve mutfak dolapları asla yetmeyecekti. Aidat gecikmişti yine ve buzdolabı bomboştu. Daha ayın onbeşiydi ve tatile çıkmak icap ediyordu.
Koltuğuma uzanıp, sıcak duş sonrası bandajlı bacağımla baş başa kalmak istiyordum. Ama sorunlardan kaçamazdım. Önce nazikçe, belki biraz sevgi dolu temaslarla dile gelecekti eksikler. Çok ilgili görünecektim başta, ama giderek televizyona kilitlenecektim ve yavaş yavaş sonu gelemeyen tartışmalara dönüşecekti durum.
Duştan sonra slip don ve bacağımda sarılı büyük ve eski bir bandajla aynanın önüne geçtim. Formdaydım. Yaralı bir avcı gibiydim. Ağrıyan yerlerimi bir kez daha beynimden geçirdim. Bereketli bir av dönüşü, yaralarımı saran kadınıma ganimetleri bırakıp kabiledeki diğer erkeklerle kutlamaya katılacaktım. Ağaç kavuklarından gelen tek düze tınılar eşliğinde yatak odasından çıktım. Salona kadar yürüyecektim. İnsanlık adına büyük bir yürüyüş.
25 Ağustos 2010 Çarşamba
Verecekli
Yine en diplerdeyim, eşim bana suçlayıcı gözlerle bakıyor. Alacaklı gelmiş, tüm ikna çabalarım otomatikleşmiş. Alacaklı gururlu, haklı, istekli ve acımasız olmaya çalışan yufka yürekli. Sık sık gözlerini benden çevirip eşime konuşuyor. Sırtımdan vurmaya çalışıyor. Tam bir şerefsizlik. Kendini haklı görüyor.
Alacakları yüzünden uyuyamayanları hiçbir zaman anlayamadım. Benim de alacağım çok oldu uzun zamanlar. Ama hiç böyle hareketler yapmadım. Geceleri uyuyamadığını söylüyor. Eşime kendini acındırmaya çalışıyor. Eşim bana bakıyor, hem de ne bakış. Evin içinde yanında getirdiği adamlar olmasa her şey daha rahattı benim için. Evini savunan bir erkeğe karşı kalabalık gelip bir de eşinden vurmak. Eşimi de al git diyesim geliyor.
Her şeyden soğuyorum. Alacaklıyı atlatsam bile sonrası var. Daha kötü. Tüm gelmişimin ve geçmişimin sorgulanacağı saatler. Hiç seksi değil. Bir kadınla yapılmayacak konuşmalar bunlar. Şerefsiz, sırtımdan vurdu beni.
Kapıyı açıp gitsem diye düşündüm. Cebimde 300 TL vardı. Kartta 1000 TL. Bir hafta idare ederdi. Sonra izimi kaybettirip bir iş bulurum bir lokantada. Bulaşıkçılık bile olur. Orada yatarım. Tatil günleri balık tutarım, maçları seyrederim. Ufak bahisler yaparım. Yazım kuvetlidir belki roman bile yazarım, ne güzel olur. Lokantada çalışanlarla bir takım kurar, diğerleriyle halı saha maçı ayarlarım. Bir daha televizyon seyretmem ve sadece kitap okurum. Durumu düzeltince tek odalı bir ev tutarım. Yemek yapmam, sadece bir yatak ve yerde kitaplar.
Yıllık iznimde hep gitmek istediğim Ayder Yaylasına koşarım. Belki kamp bile kurarım. Tek başıma. Biraz cigaralık. Vadinin dibine doğru haykırırım. Soğuk derelerinden su içerim. Çektiğim fotoğrafları dönüşte bulaşıkhaneye asarım.
Eşimin hıçkırıklarıyla kendime geldim. Alacaklının adamları televizyonu söküyordu. Eşime sarıldım. Buralardan biraz uzaklaşalım dedim. Bana baktı. Yanağımı okşadı. Ayder Yaylası dedim. Tip tip baktı. Olur dedi, farketmez. Alnından öptüm. Cebimi yokladım, para duruyordu. Hazırlan dedim. Gidiyoruz.
Alacakları yüzünden uyuyamayanları hiçbir zaman anlayamadım. Benim de alacağım çok oldu uzun zamanlar. Ama hiç böyle hareketler yapmadım. Geceleri uyuyamadığını söylüyor. Eşime kendini acındırmaya çalışıyor. Eşim bana bakıyor, hem de ne bakış. Evin içinde yanında getirdiği adamlar olmasa her şey daha rahattı benim için. Evini savunan bir erkeğe karşı kalabalık gelip bir de eşinden vurmak. Eşimi de al git diyesim geliyor.
Her şeyden soğuyorum. Alacaklıyı atlatsam bile sonrası var. Daha kötü. Tüm gelmişimin ve geçmişimin sorgulanacağı saatler. Hiç seksi değil. Bir kadınla yapılmayacak konuşmalar bunlar. Şerefsiz, sırtımdan vurdu beni.
Kapıyı açıp gitsem diye düşündüm. Cebimde 300 TL vardı. Kartta 1000 TL. Bir hafta idare ederdi. Sonra izimi kaybettirip bir iş bulurum bir lokantada. Bulaşıkçılık bile olur. Orada yatarım. Tatil günleri balık tutarım, maçları seyrederim. Ufak bahisler yaparım. Yazım kuvetlidir belki roman bile yazarım, ne güzel olur. Lokantada çalışanlarla bir takım kurar, diğerleriyle halı saha maçı ayarlarım. Bir daha televizyon seyretmem ve sadece kitap okurum. Durumu düzeltince tek odalı bir ev tutarım. Yemek yapmam, sadece bir yatak ve yerde kitaplar.
Yıllık iznimde hep gitmek istediğim Ayder Yaylasına koşarım. Belki kamp bile kurarım. Tek başıma. Biraz cigaralık. Vadinin dibine doğru haykırırım. Soğuk derelerinden su içerim. Çektiğim fotoğrafları dönüşte bulaşıkhaneye asarım.
Eşimin hıçkırıklarıyla kendime geldim. Alacaklının adamları televizyonu söküyordu. Eşime sarıldım. Buralardan biraz uzaklaşalım dedim. Bana baktı. Yanağımı okşadı. Ayder Yaylası dedim. Tip tip baktı. Olur dedi, farketmez. Alnından öptüm. Cebimi yokladım, para duruyordu. Hazırlan dedim. Gidiyoruz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)