Öcünü almak isteyen bir genç vardı.
Kareli gömleği içinde beyaz tişört,
Saçlar ensede, sakalı neredeyse bir aylıktı.
Gözleri yaşlı, nereye diye düşünmeden,
Yürüdükçe ve insanları gördükçe
Yapamayacağını anladı.
22 Haziran 2010 Salı
9 Haziran 2010 Çarşamba
Sır
Evrenin sırrını bulduğumda 30 yaşındaydım. Ölüler kitabında bahsedilen o tek cümleydi sır. Hani ölümden dönen insanların gökyüzüne yükselirken duydukları ve "hah, tabi ya!" dedikleri cümle. Ancak, ölümden dönünce tabi ki hafızadan silinen o cümle nedense benden silinmedi.
Evet, ben de ölümden döndüm. Ameliyathanede belki de son yılların en büyük geri dönüşünü yaşamışım. Bir anda nabzım düşmüş, olmayacak iş. Milyonda bir miş. Ama ne çaba! Kalp masajları, tam 45 dakika ve dört ayrı doktordan. Geri getirmeye çalışırken ağlayan doktorlar olmuş. Kaburga kemiklerim tuzla buz. Çatır çatır kırmışlar kalp masajı sırasında. Tabi ben o sırada, süzülürken bulutlara, bir fısıltı duydum. İçimi kapladı bir huzur. Her şey berraklaştı. Evet, dedim, ben boşuna bu kadar acı çekmişim. İnanın dostlar, ruh denen şey, o kadar rahat ki...
Ancak, o kadar ışıklı değil ortam. Hatta zifiri karanlık. Biraz süre geçti. Rahattım ama bir devinim vardı vücudumun her yanında. Herhalde ayılıyorum dedim evrenin sırrıyla. Ama öyle bir devinimdi ki, daha da hafifliyorum, her yanım ayrı kıpırtı. Horon teper gibi karanlıkta bir o yana bir bu yana. Sonra sonra farkettim, benden bir şey kalmayınca. Fareler, kurtlar, solucanlar yemiş benden kalan ne varsa mezarda. Devinim ondanmış, fısıltılar da...
Alfa fare kemirirken kulağıma dua eder gibi döküldü sırrını evrenin " Hiçbir şey yok sonunda."
Evet, ben de ölümden döndüm. Ameliyathanede belki de son yılların en büyük geri dönüşünü yaşamışım. Bir anda nabzım düşmüş, olmayacak iş. Milyonda bir miş. Ama ne çaba! Kalp masajları, tam 45 dakika ve dört ayrı doktordan. Geri getirmeye çalışırken ağlayan doktorlar olmuş. Kaburga kemiklerim tuzla buz. Çatır çatır kırmışlar kalp masajı sırasında. Tabi ben o sırada, süzülürken bulutlara, bir fısıltı duydum. İçimi kapladı bir huzur. Her şey berraklaştı. Evet, dedim, ben boşuna bu kadar acı çekmişim. İnanın dostlar, ruh denen şey, o kadar rahat ki...
Ancak, o kadar ışıklı değil ortam. Hatta zifiri karanlık. Biraz süre geçti. Rahattım ama bir devinim vardı vücudumun her yanında. Herhalde ayılıyorum dedim evrenin sırrıyla. Ama öyle bir devinimdi ki, daha da hafifliyorum, her yanım ayrı kıpırtı. Horon teper gibi karanlıkta bir o yana bir bu yana. Sonra sonra farkettim, benden bir şey kalmayınca. Fareler, kurtlar, solucanlar yemiş benden kalan ne varsa mezarda. Devinim ondanmış, fısıltılar da...
Alfa fare kemirirken kulağıma dua eder gibi döküldü sırrını evrenin " Hiçbir şey yok sonunda."
Daha Derin
Tekrar giriyorum karanlığa. Şarabın tadı toprak tadı gibi. Koyu, kapraranlık bir şarap. Beni daha da karanlığa götürmesin. Yükselen bir zenginlik kulaklarımda. Zenginleri sevmem, her ne kadar zengin olmaya çalışsam da. Ama orta halliydim doğduğumda, o yüzden sevmem kibirlerini, anlamasamda.
Nedense bu sefer giremedim, derinlerin biraz üzerinde, yarı aydınlıktayım. Diyaloglar çarpmıyor kulağıma. Dur bakalım! Bazı cıvıltılar geliyor bir yerlere vura vura. Bunlar mutluluk mu acaba? Hiç alışık değilim o duyguya. Çünkü mutluluk geçmiştir bana, en büyük kandırmacadır insanlığa.
Evet, bir mutfaktayım şimdi. Yükselen zenginlikmiş bu cıvıltılar. Mutfak çok büyük, ortasında bir ada. Kahvaltı hazırlıyor gelecekteki kocasına. Peki, gelecekteki koca? Televizyondaki seksi bacaklarda kafa. Pazar gününü geçirmek zorunda bu hatunla. Onca arkadaşı beraber takılırken brunchlarda, tanıştırmaya bile utandığı kadınla...
Nietzsche demiş ki. Hep der zaten. "Erişilen mutluluğun mührü nedir? Kişinin kendisinden utanç duymamasıdır."
Tekrar Karanlık.
Nedense bu sefer giremedim, derinlerin biraz üzerinde, yarı aydınlıktayım. Diyaloglar çarpmıyor kulağıma. Dur bakalım! Bazı cıvıltılar geliyor bir yerlere vura vura. Bunlar mutluluk mu acaba? Hiç alışık değilim o duyguya. Çünkü mutluluk geçmiştir bana, en büyük kandırmacadır insanlığa.
Evet, bir mutfaktayım şimdi. Yükselen zenginlikmiş bu cıvıltılar. Mutfak çok büyük, ortasında bir ada. Kahvaltı hazırlıyor gelecekteki kocasına. Peki, gelecekteki koca? Televizyondaki seksi bacaklarda kafa. Pazar gününü geçirmek zorunda bu hatunla. Onca arkadaşı beraber takılırken brunchlarda, tanıştırmaya bile utandığı kadınla...
Nietzsche demiş ki. Hep der zaten. "Erişilen mutluluğun mührü nedir? Kişinin kendisinden utanç duymamasıdır."
Tekrar Karanlık.
Karanlıklara Girdim.
Soluğumu tuttum. Artık yazmanın ortasındayım. Her yanım karanlık. Düşünceler dolnıyor, asılı. Kapıyorum giriyorum içine, ilişkiler çemberine.
Etraf deniz, sıcak, berrak, insanlar güzel, ilişkiler bozuk, alkol kaliteli.
İçtikçe bir şey farketmiyor. Sanki daha samimi ama değil. Farklı biri. Belki daha emin yalnızlığından ve o yüzden daha cesur. Kaybedecek daha az.
Şimdi başkasındayım karanlığın. Yalan evlilikler, lüks yatak odaları hepsi cahillikleri gizlemek için özenle seçilmiş. Kapakları yok ki içesin, ancak ahşap çoğu, bağırışları hisseder. Biraz şarap dökün ki canlansın, şişsin ve yenileri alınsın, bağırışlar da gitsin.
Tekrar karanlıktayın. Yüreğim burkuldu. İçimdeki bağımlı, sigara istedi yine. Dikkati başka yöne çekesin diye. İstemiyorum girmeyi başka yere.
Etraf deniz, sıcak, berrak, insanlar güzel, ilişkiler bozuk, alkol kaliteli.
İçtikçe bir şey farketmiyor. Sanki daha samimi ama değil. Farklı biri. Belki daha emin yalnızlığından ve o yüzden daha cesur. Kaybedecek daha az.
Şimdi başkasındayım karanlığın. Yalan evlilikler, lüks yatak odaları hepsi cahillikleri gizlemek için özenle seçilmiş. Kapakları yok ki içesin, ancak ahşap çoğu, bağırışları hisseder. Biraz şarap dökün ki canlansın, şişsin ve yenileri alınsın, bağırışlar da gitsin.
Tekrar karanlıktayın. Yüreğim burkuldu. İçimdeki bağımlı, sigara istedi yine. Dikkati başka yöne çekesin diye. İstemiyorum girmeyi başka yere.
8 Haziran 2010 Salı
Menajer
- Hey dedim. Neden bu kadar endişeleniyorsun?
- Yorgunum. Sanırım bundan sonra başaramayacağım yaşamayı.
- Kim başarıyor ki?
- Bilmiyorum Can, etrafta başarılarını anlatan bir sürü insan var.
- Başarı ha? Ulan gerçek başarı seninkisi. Bir tek sen farkındasın başaramadığının.
- Bu laflar boş, ne işime yarayacak bunlar?
- 40 yaşına dayandın. Ağzına kadar borcun var. Çocuk var, nafakası var. Tipsizsin. Harbiden o kadar güzel kadını nasıl kaptın zamanında.
- Of Can, boş boş konuşuyorsun. Ne salak adamsın.
- Evet, tipsizsin, saçların dökülüyor, göbeğin çıktı. Yani başardın. Artık romanını yazabilirsin. Ortamı hazırladın. Farkında olmadan, nakış nakış. Gel bana taşın. Benim bilgisayarım yazıcımı kullan. Kapının önüne şarap ve yiyecek atarım. Menajerin olayım. Arada kadın da bırakırım kapının önüne. Ha, ne dersin?
- Haftaya 1.000 TL bir borcum var. Onu halledebilir misin?
- Kadını unut o zaman.
- Yorgunum. Sanırım bundan sonra başaramayacağım yaşamayı.
- Kim başarıyor ki?
- Bilmiyorum Can, etrafta başarılarını anlatan bir sürü insan var.
- Başarı ha? Ulan gerçek başarı seninkisi. Bir tek sen farkındasın başaramadığının.
- Bu laflar boş, ne işime yarayacak bunlar?
- 40 yaşına dayandın. Ağzına kadar borcun var. Çocuk var, nafakası var. Tipsizsin. Harbiden o kadar güzel kadını nasıl kaptın zamanında.
- Of Can, boş boş konuşuyorsun. Ne salak adamsın.
- Evet, tipsizsin, saçların dökülüyor, göbeğin çıktı. Yani başardın. Artık romanını yazabilirsin. Ortamı hazırladın. Farkında olmadan, nakış nakış. Gel bana taşın. Benim bilgisayarım yazıcımı kullan. Kapının önüne şarap ve yiyecek atarım. Menajerin olayım. Arada kadın da bırakırım kapının önüne. Ha, ne dersin?
- Haftaya 1.000 TL bir borcum var. Onu halledebilir misin?
- Kadını unut o zaman.
2 Haziran 2010 Çarşamba
Yaşamak
Günlük meşgaleler üzerine düşünürken, hayattan uzaklaştığımızı farketmeyiz. Halbuki her anı değerli olması gerekmiyor muydu hayatın? Mümkün mü her anını dolu dolu yaşamak. Yaptığın işten, yürüdün yoldan, seviştiğin kadından, izlediğin filmden, yazdığın yazıdan neler bekliyorsun.
Perşembe akşamı maçım var, cumartesi akşam parti, pazar akşam düğün ... Peki, aralarda neler var? Biraz İsrail, biraz yemek ve uyku, arada evcilik oyunu ...
Nedir hayatı dolu dolu yaşamak : Kendine yaşamak, yaşayanın sen olduğunu hissetmek, akmak, coşmak, sevmek.
Böyle böyle düşündükçe, şiirin değerini daha iyi anlıyorum. Şairleri daha iyi anlıyorum. Neden sadece şiir yazmak istediklerini, bohemliği, arzuları, değişkenliği, bağlanmamayı, sorumsuzluğu...
Çünkü onlar hayatı gerçekten yaşamaya çalışan nadir insanlar.
Perşembe akşamı maçım var, cumartesi akşam parti, pazar akşam düğün ... Peki, aralarda neler var? Biraz İsrail, biraz yemek ve uyku, arada evcilik oyunu ...
Nedir hayatı dolu dolu yaşamak : Kendine yaşamak, yaşayanın sen olduğunu hissetmek, akmak, coşmak, sevmek.
Böyle böyle düşündükçe, şiirin değerini daha iyi anlıyorum. Şairleri daha iyi anlıyorum. Neden sadece şiir yazmak istediklerini, bohemliği, arzuları, değişkenliği, bağlanmamayı, sorumsuzluğu...
Çünkü onlar hayatı gerçekten yaşamaya çalışan nadir insanlar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)