9 Haziran 2010 Çarşamba

Sır

Evrenin sırrını bulduğumda 30 yaşındaydım. Ölüler kitabında bahsedilen o tek cümleydi sır. Hani ölümden dönen insanların gökyüzüne yükselirken duydukları ve "hah, tabi ya!" dedikleri cümle. Ancak, ölümden dönünce tabi ki hafızadan silinen o cümle nedense benden silinmedi.

Evet, ben de ölümden döndüm. Ameliyathanede belki de son yılların en büyük geri dönüşünü yaşamışım. Bir anda nabzım düşmüş, olmayacak iş. Milyonda bir miş. Ama ne çaba! Kalp masajları, tam 45 dakika ve dört ayrı doktordan. Geri getirmeye çalışırken ağlayan doktorlar olmuş. Kaburga kemiklerim tuzla buz. Çatır çatır kırmışlar kalp masajı sırasında. Tabi ben o sırada, süzülürken bulutlara, bir fısıltı duydum. İçimi kapladı bir huzur. Her şey berraklaştı. Evet, dedim, ben boşuna bu kadar acı çekmişim. İnanın dostlar, ruh denen şey, o kadar rahat ki...

Ancak, o kadar ışıklı değil ortam. Hatta zifiri karanlık. Biraz süre geçti. Rahattım ama bir devinim vardı vücudumun her yanında. Herhalde ayılıyorum dedim evrenin sırrıyla. Ama öyle bir devinimdi ki, daha da hafifliyorum, her yanım ayrı kıpırtı. Horon teper gibi karanlıkta bir o yana bir bu yana. Sonra sonra farkettim, benden bir şey kalmayınca. Fareler, kurtlar, solucanlar yemiş benden kalan ne varsa mezarda. Devinim ondanmış, fısıltılar da...

Alfa fare kemirirken kulağıma dua eder gibi döküldü sırrını evrenin " Hiçbir şey yok sonunda."

Hiç yorum yok: