Tekrar giriyorum karanlığa. Şarabın tadı toprak tadı gibi. Koyu, kapraranlık bir şarap. Beni daha da karanlığa götürmesin. Yükselen bir zenginlik kulaklarımda. Zenginleri sevmem, her ne kadar zengin olmaya çalışsam da. Ama orta halliydim doğduğumda, o yüzden sevmem kibirlerini, anlamasamda.
Nedense bu sefer giremedim, derinlerin biraz üzerinde, yarı aydınlıktayım. Diyaloglar çarpmıyor kulağıma. Dur bakalım! Bazı cıvıltılar geliyor bir yerlere vura vura. Bunlar mutluluk mu acaba? Hiç alışık değilim o duyguya. Çünkü mutluluk geçmiştir bana, en büyük kandırmacadır insanlığa.
Evet, bir mutfaktayım şimdi. Yükselen zenginlikmiş bu cıvıltılar. Mutfak çok büyük, ortasında bir ada. Kahvaltı hazırlıyor gelecekteki kocasına. Peki, gelecekteki koca? Televizyondaki seksi bacaklarda kafa. Pazar gününü geçirmek zorunda bu hatunla. Onca arkadaşı beraber takılırken brunchlarda, tanıştırmaya bile utandığı kadınla...
Nietzsche demiş ki. Hep der zaten. "Erişilen mutluluğun mührü nedir? Kişinin kendisinden utanç duymamasıdır."
Tekrar Karanlık.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder