5 Mayıs 2011 Perşembe

Şehirli Fesadı

Doğduğum evdeyim. Kendi çocuğuma, bilemediğim borçlarımla, herşeyimi kaybettiğimi kendime bile itiraf edemeden.

Yazıyor musun bunları, yine mi yorgunsun, ne kadar kahve içebilirsin?

Hey, sen, kendini ne zannediyorsun, bu kadar soru nereden geliyor, nasıl bu kadar akıllısın, neden belli etmiyorsun?

Eline mutlu bir yüz çiz. Sev onu. Sonra kendini sev. Sonra belgeselleri sev. Doğduğuna şükret. Babanın spermi ile yumurtasının birleşmesinden oluşan sen. Ne kadar ilginç. HEY! Sen aslında iki ayrı canlının birleşimi değil misin?

İçeride yatan eşin koltukta, televizyonun tüm büyüsü altında ve katıl ona, yitir kendini, ez benliğini, ufalt beynini. Düşünme sakın. Sarıl ona sımsıkı ve arkadan reklam müziği gelsin. Reklam bitsin ve ayrılın. Sonra, reklamlar başlayınca yeniden birbirinizi hatırlayın. O, orda yalnız kalmasın. Sen de onu yalnız bırakma. Yarın yine zor ve yarını yine unutman gerek. Uyumak için seviyesiz dizileri ve kafa karıştıran belgeselleri izlemelisin. Bitirmelisin geceyi. Onca yıldız dans ederken ve ay kayarken gökyüzünde, sen kurgularda kaybolmalı ve düşünmemelisin. Ya da düşündüğün tek şey kaygıların olmalı. Emdirmelisin kaygılarını, ezdirmelisin kendini, öldürmelisin kimyasallarla, unutmalısın kendini, toprağa bile basmadan ölmelisin, yağmurda ıslanmadan, açık havada uyumadan, ot içmeden, sarhoş olmadan, aşık olmadan ve düşünmeden.